playgirl pounded in doggie.http://www.pornsocket.cc https://www.sexyvideoshd.net/ buen culito parado en la cola de la fila. http://www.anybunnyvideos.com

SÖZDE BAĞIMSIZLIK REFERANDUMUNA DAİR ÜLKELERİN TUTUMU VE YENİ KOŞULLAR-I

34

Ortadoğu Gazetesi yazarlarından İsmail Özdemir ‘in Irak’ta yapılan sözde referanduma dair ülkelerin tutumu ve yeni koşulları anlattığı yazısı:

Barzani’nin 25 Eylül’de gerçekleştirdiği sözde bağımsızlık referandumundan bu yana geçen süre boyunca hemen her çevre gerek bu meselenin yarattığı güncel gelişmeler, gerekse gelecek noktasındaki pozisyonlarıyla ilgili tutumlarını da netleştirmeye başladı.

Meselenin tabi olarak tarafı bulunan Türkiye, İran ve Irak’ın politikaları aradan geçen her gün ismi anılan bu ülkeleri birbirlerine biraz daha yakınlaştırırken, ortak tutumların hayata geçmeye başlaması belki de en önemli göstergelerdendir.

Kuşkusuz ki bu çabaların üçlü ortaklık mekanizmasını ne derecede ileriye taşıyabileceğine dair bir süre değerlendirmesinde bulunmak şu aşamada mümkün olmasa da, Irak’tan başlayarak genişleyecek bir sınır değişikliği ve bölünme projelerinin “ortak tehdide karşı ortak mücadele” anlayışını hayata geçirmiş olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Irak’tan fitili ateşlenecek yeni bir iç çatışmanın, sınır değişikliğine varacak yeni anlaşmazlıklar ortaya çıkarması sadece Irak’ın geleceğini karanlık bir sürece sokmakla kalmayacak, aynı zamanda Ortadoğu’daki diğer ülkeleri de benzer bir karanlık dönemin içerisine sokacaktır.

Böylesi bir senaryonun gerçekleşmesinin en büyük destekçisinin şu aşamada siyasi, ekonomik ve dini nedenlerden ötürü İsrail olduğu açıktır ve bu ülke de sözde bağımsızlık referandumuna yönelik açık desteğini gizlememektedir.

Irak’ta başlayacak siyasi bölünme ve çatışmanın bütün bölgeyi sıkıntıya sokacak olmasını kendi refahı ile eşdeğer gören İsrail, böylelikle daha güvenli bir çevrede yaşayacağını düşünürken, kendisinin istikrarlı bir yapısının olacağı mesajıyla Ortadoğu enerji kaynaklarının küresel piyasaya arzında aynı sebepten ötürü elini güçlendirmek istemektedir. Elbette bu çabalara Siyonist anlayışın yansıması olan “vaat edilmiş topraklar” meselesi de dahildir ve İsrail bu alanla tanımlanan bölgelerdeki kontrolünü elde etmeyi amaçlamaktadır.

Diğer yandan Türkiye, İran ve Irak’ın geliştirmeye koyuldukları siyasi, ekonomik ve askeri mekanizmaları tahlil etmeden önce özellikle diğer ülkelerin resmi açıklamalarının ve diğer tutumlarının hangi yönde seyrettiğine değinmek yerinde olacaktır.

Bununla beraber sadece resmi kanallardan yapılan açıklamalara bakılırsa, fotoğrafın gölgede kalan kısmında nelerin ve kimlerin olduğunu görmenin söz konusu olamayacağı açıktır.

Bu çerçevede bölge dışı aktörlerden olan ancak bölgeyle alakalı aktif politika yürüten ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın şimdiki meseleye ve gelişmelere yönelik yaklaşımlarını ayrı ayrı değerlendirmek, sadece bugüne değil gelecek açısından tasavvur edilen hesapların anlaşılabilmesine yarar sağlayacaktır.

Zira bu ülkelerden İngiltere ve Fransa daha önce Sykes-Picot Anlaşmasıyla bölgenin bir asır evvelki haritasının değiştirilmesinde ön alan ülkeler olarak dikkat çekerken, bugün dahi benzeri faaliyetlerinden sapmış değillerdir.

Rusya aynı anlaşmanın taraflarından birisi iken Çarlık rejiminin yıkılması sonrasında diğer bazı bölgelerden olduğu gibi, Ortadoğu siyasetiyle ilgili yaklaşımına bir süre ara verdikten sonra İkinci Dünya Savaşının ardından yeniden bölgede görünmeye başlamış, günümüzde Suriye krizine aktif bir katılım göstererek bölgesel hesaplarda pozisyon almayı başarmıştır.

ABD ise 11 Eylül saldırılarından sonra Irak başta olmak üzere Ortadoğu’da aktif bir varlık göstermiş, Büyük Ortadoğu Projesi adıyla nam salan bir projeyi hayata geçirebilmek adına bölgenin etnik ve mezhepsel yapısıyla oynayıp, sınır ve rejimleri değiştirebilmenin arayışı içerisinde olmuştur. Mevcut durumda ABD’nin bu çabasını Arap Baharı’nın oluşturduğu siyasi karışıklık ve gündem yoğunluğuyla beraber, IŞİD’le mücadele çerçevesinde gizlemeyi başarmış görüntüsü vermesi, aynı meşru gerekçeyle ve özellikle PKK/PYD ile beraber Barzani’ye yeni bir fiili koşul yaratma çabasında olduğunu göstermesi hemen her çevrenin malumu haline gelmiştir.

 

ABD: REFERANDUMA KARŞI AMA ERBİL’E ASKERİ DESTEK VERİYOR!

Referandum öncesinde Barzani’ye ABD’nin başını çektiği bir heyetin gönderilmiş olması kayda değer ilk önemli husustur. Bu görüşmede Barzani’ye referandumdan vazgeçmesi karşılığında; bağımsızlığın da ele alınacağı Bağdat yönetimiyle yapılacak 3 yılık bir müzakere süreci teklif edilmiş, tüm anlaşmazlıkların ele alınacağı ve Birleşmiş Milletler garantörlüğünde yürütüleceği teminatı verilmişti.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, bakanlığın resmi internet sitesinde 29 Eylül günü yayınlanan bir mesajla Irak’ın kuzeyinde yapılan sözde bağımsızlık referandumunu tanımadıklarını ifade etti. Tillerson açıklamasında, “ABD, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Pazartesi günü gerçekleştirdiği tek taraflı referandumu tanımıyor. Oylama ve sonuçlar meşru değildir. Birleşik, federal ve demokratik bir Irak’ı desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Dolayısıyla resmi olarak ABD yönetimi referandumu tanımadığını, hukuksuz olduğunu önceki açıklamalarında olduğu gibi yinelerken, sorunun çözümü açısından merkezi hükümetle yerel yönetim arasında açılacak diyalog kanallarının kullanılması gerektiğini ifade ediyor.

Diğer taraftan Washington’dan gelen bu açıklamanın ilan edildiği aynı gün, Barzani yönetiminin sözde genelkurmay başkanı olan Cemal Eminki’nin, ABD’nin Erbil ilinin 40 km güney batısında bulunan (PKK kamplarının da yer aldığı) Mahmur ilçesinde yeni bir askeri üs kurduğunu duyurması da dikkat çekici olmuştur.

Eminki’nin açıklamasına göre ABD sözde bağımsızlık referandumuyla çelişecek tarzda bir tutum sergileyerek bölgeye çok sayıda top, zırhlı araç, ağır silah ve insansız hava aracı yerleştirdi. Zamanlama açısından kritik olan bir döneme denk gelen bu askeri hamle için ise Kerkük’e yakın bir konumda bulunan ve halen IŞİD işgali altında olan Havice ilçesinin kurtarılması gerekçe gösteriliyor.

Konum itibarıyla ABD’nin yeni bir askeri üs kurma telaşının Erbil’e kaydırılması ise referandumla ilgili karşı çıkan tutumunu şüphe ve şaibe altında bırakan bir askeri hamleyle dengelenmek istendiği intibasını oluşturmaktadır.

 

FRANSA: BAĞIMSIZLIK İÇİN DOĞRU ZAMAN DEĞİL

Fransa’nın görünürdeki tutumu sözde bağımsızlık referandumunun yapılmaması yönünde idi. Bunun haricinde bölgede kurulması arzulanan sözde bir devletin meşru bir hak olduğu yaklaşımına dair alınan pozisyonun halen Paris’in esas yaklaşımından olduğu anlaşılıyor.

Nitekim referandum sonrasında katıldığı bir televizyon programında konuşan Fransa Dışişleri Bakanı Jean Le Drian, “Şuan bağımsızlık için doğru zaman gözükmüyor. Ortadoğu’da yeni büyük krizler çıkabilir. Bugün arzulanan, Kürtlere mümkün olduğunca özerklik verilmesi ve Irak’ın yeniden inşasına entegre edilip, uzlaşma sağlanmasıdır.” açıklamasında bulundu.

Fransa’nın Irak’ta yaşanacak bölünmenin siyasi müzakereler yoluyla gerçekleşmesini savunduğuna dair pozisyonu ise 30 Eylül günü Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamayla kendisini ele veriyor.

Irak Başbakanı Haydar El İbadi ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesi sonrasında kamuoyuyla paylaşılan resmi açıklamada “Irak, Kürt halkının haklarını tanımalı” ifadesine yer verildi. Görüşme sonrasında Fransa’nın Barzani ve İbadi’yi Paris’te bir araya getirecek yeni bir temas başlatılacağı söylendi.

Fransa’nın resmi pozisyonu bu çerçevedeyken, diğer yandan farklı kanalları devreye sokarak Barzani yönetiminin sözde bağımsızlık referandumuna destek verdiğine dair somut bazı gelişmelerin olduğunu söylemek de mümkündür.

Fransa’nın Dışişleri eski Bakanı Bernard Kouchner’in, sözde bağımsızlık referandumu çalışmaları kapsamında başından beri Barzani yönetimiyle yakın bir temasta bulunması ve isminin kimi yerlerde referandumu takip edecek “Uluslararası gözlemciler” listesinde yer alması bunun bir örneğidir. (Aynı liste içerisinde Avrupa ülkelerinden gelen resmi görevlilerin Avrupa Parlamentosu tarafından görevlendirildiklerinin iddia edilmesi ise bir başka vahim durumdur. Bunlar arasında Hırvatistan ve Avusturya gibi ülkelerin temsilcileri de yer almıştır.)

Kouchner’in süreç içerisinde taraflı ve yanlı bir tutum sergilemesinin yanı sıra “Kürtlere ulus devlet sözü verdik fakat sözümüzü yerine getiremedik” ifadesini kullanması ise taşıdığı eski sıfatının yanı sıra Fransa’nın geri planda yer alabileceği düşünülen politikasını işaret ettiği kanaatini güçlendirmektedir.

–Devam Edecek–

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.